HOME
 
Vita
 
Werke
 
Projekte
 
Kritiken
 
Ausstellungen im Atelier
 
Kontakt
 
Impressum
 
Hedef yoldur.....
 
Bir sanatçı, kendine uygun ifade şekillerini, ifade imkanlarını bulana, gerçekliğimiz ile sanatsal çatışmasına esas teşkil eden temel konuyu bulana kadar birçok yoldan geçmek, yaşamında çok sayıda savaş vermek durumundadır. Ve ulaşılan, her seferinde, bir baş eserin tarif ettiği uzun yolda sadece bir ara adımdır.
 
Yeni teknikler denenir, el ve göz, renk ve şekillerin düzensiz kaosundan sanatçı için esas teşkil edeni gittikçe daha çok ayıklamaya başlar. Ancak ilerleyen yıllarda yapılacak bir geri bakış, ilerlemenin derecesini belirleyecek, başarıyı başarısızlıktan, geçiciyi kalıcıdan ayırabilecektir.
Yaratıcı üretkenin kendisi için ise önemli olan, doğru olan halihazırdakidir. Bu ise, kendi beklentilerinin ve bulunan ifade imkanlarının sınırlı bir süre için birbirleri ile barışık bir şekilde el ele verdikleri bir yaşam noktasını belirler; gerçek bir düşünce selinin, yaratıcı bir çalışma çılgınlığının ifadesidir.
 
Tüm bu döngülerin sonunda kalan, kendi yolunu, kendi ifade tarzını bulma ısrarıdır; öyle ki,
Hedef Yoldur şeklindeki Budist öğretisi her türlü ciddi sanatsal çalışmaya uygulanabilir.
 
Bugün size sergisini sunmak istediğimiz bu ressam ve heykeltıraş için bu tarz bir sanatsal devrim kısa bir süre önce yine meydana geldi ve sanatın birçok alanında yorulmak bilmeyen Hamit Kibaroğlu'nu büyük bir kudretle yine fırça ve tuvale yönlendirdi. Hamit Kibaroğlu'nun yaratıcılığındaki bu yeni olgunun tohumlarını içinde taşıyan son yıllara ait resimlerle tamamlanmış olan bu eserler işte tam bu güncel döneme aittirler.

 
Kendini her ne kadar sığ bakışlardan gizlese ve yüzeysel önemsizliğin sis perdesi arkasına gizlenmiş olsa da, gerçekliğin özünü yansıtmak bu resimlerin odak noktasını teşkil etmektedir. Sahip oldukları başlıkların müziğe, özel olarak da modern Caz müziğine dayanıyor olmaları tesadüf olmayıp, bunlar, oluşumlarının içyüzlerine işaret etmekteler. Müzikal ilhamları gibi plastik, renk gücüne sahip öğeler ile soluk, neredeyse bitmemiş bir görüntü sergileyen heykellerin yanyanalığı ile tanımlanmış ve sıkça müzikteki "es" gibi tam bir renk "namevcudiyetine" sarmalanmışlardır.
 
Figürlerin, sanatçının sağlam eli tarafından ebedileştirilmiş enerjisinde, bir Stephane Grapelli'nin narin viyolonsel figürlerini, bir Miles Davies'in içe işleyen basitlikteki borazan seslerini veya bir Joe Pass'ın tane tane dökülen gitar melodilerini algılıyormuş gibi bir hisse kapılıyor insan.
 
Örneklerindeki müzik gibi, kendilerini kolayca açığa vurmuyor, bilinçaltında, ama kalıcı bir etki sergiliyorlar.
Makedonya'da doğan, Avrupa'nın yarısını kapsayan ailevi bir macera sonrasında Münih'e yerleşen bu küçük Türk çocuğu, sanatsal gelişimindeki bu noktaya ulaşabilmek için uzun, yokluklarla dolu bir yolu aşmak zorunda kalmıştır. Sürekli olarak beşeri varlığın isyanıyla baş etme çabası içerisinde, varoluşunu, Akademiler dışında da yoğunlaştıran ve birçok alanda yaratıcılığıyla ortaya koyan Hamit Kibaroğlu, burada küçük bir kesimini takdirle izleyebileceğimiz olağanüstü renkli ve bir o kadar da hassas resim diline ulaşmıştır.
 
Bir Leonardo–da–Vinci–Albümü, bir okul

 
arkadaşının annesinden gelen çocuksu hediye, kısa bir süre önce aramızdan ayrılan Mac Zimmermann, Robin Page, Jürgen Reipka ve Erich Koch gibi Münih Güzel Sanatlar Akademisindeki eğitici idoller veya Londra'da Eduardo Paolozzi yanında bir öğrenim ziyareti ilk bakışta pek bağlantılı görülmüyor olsa da bunlar, kendine ait sanatsal kimliğe giden yol üzerindeki istasyonlardır. Birinden duygusal olduğu kadar hayret veren sağlam çizgisel aşkı, diğerlerinden sanatsal netliği ve sınırlamayı almış ve bunları yaparken de kendi yolunu çizmiş. Geçen zaman içerisinde, pratiğin ve estetiğin birleşimini güncel hayatındaki eylemlerinde de arayan ve bulan olgunlaşmış bir sanatçının yaratıcılığını görüyoruz.
 
Böyle bir eser vücuda getirmesi halinde Hamit Kibaroğlu'nun bir otoportresinin başlığı "durmaksızın arayan" olabilirdi. Gerçekten de çok kültürlü bir çevrede Hamit Kibaroğlu, Münih sanat çevresinin canlandırıcı bir unsuru haline geldi ve kısa bir süreden beri de hak ettiği ilk ödüllerini almaya başladı: Örneğin Eyalet Başkenti Münih Cephe Ödülü veya Fürsenfeldbrück Enstitüsü Uçuş Tıbbı için çok değerli Federal Sipariş. Türk televizyonu ve WDR televizyon kanalı kendisini uzun programlarla tanıttılar; Hamit, uzun süreden beri artan bir şekilde grup ve solo sergilerle de eserlerini eleştiriye sunmaktadır.
 
Sanatçı ve insan Hamit Kibaroğlu'nun kadim dostu ve hayranı olarak sizleri, Arminius hanesi ve sahipleri Giehler Ailesinin nazik desteği ile sağlanan bu tarz bir sergiye davet etmekten onur duyarım.
 
Michael Herzsprung
Yolunda..........
 
Başlangıçta bir kitap vardı...
Konusu, dahi Leonardo da Vinci’nin resim ve çizimleriydi. Bu kitabı, yeni yetişmekte olan gence, sınıf arkadaşı Hoffmann’ın annesi hediye etmişti, ailevi bir macerayla nerdeyse Avrupa’nın yarısı kat etmiş olan bu Türk çocuğu bu andan itibaren resim kalemini uyanık hislerine en uygun ifade aracı olarak keşfetmeye ve ressamlığı mesleki hayallerin hedefi olarak görmeye başlamıştı.
O andan itibaren Hamit Kibaroğlu, resim yapmayı güncel güzel sanatlarda nadirleşen bir ustalığa kadar geliştirdi ve daha sonra renk kompozisyonları, resimleme nedenleri, malzeme ve teknikler üzerindeki yoğun çalışmaları sayesinde, dolu dolu 15 yaşam yılına ait eserlerden oluşan bu sergi daha ilk bakışta gösterdiği gibi de asla körelmedi. Çizgisi tutumluluk ve netlik kazandı, ama dinamik ve heyecan yansıtıyor, en küçük eskizden bile fantezi dolu hikaye üzerindeki saf heyecan bizi sarmalıyor.  
Genelde zarif, rahat ve emin çizgilerle yaratılmış grafiklerin yanı sıra somut olduğu gibi soyut içeriğe de sahip olan güçlü ve sıkça karanlık yağlıboya tablolar, plastik çalışmalar, bu yıllarda iç ve dış dünyasındaki çatışmaları ve sanatçının, –Allaha Şükür– sonu henüz görülemeyen olgunlaşma sürecindeki muhtelif ve itici güçlerin etkisini sergilemekteler.  
Kader, Makedonya’da doğan, Türkiye ve Almanya’da büyüyen bu insana hayatı asla kolay kılmadı. Fakat tam olarak da, beşeri varlığın bu isyanıyla günlük boğuşma, varoluşla çatışma onu şekillendirdi ve küçük bir akımını bugün burada hayranlıkla izlediğimiz, güçlü olduğu gibi bir o kadar da hassas resim diline ulaşmasını sağladı. Sanatçi Hamit, sürekli işçi ve işadamı Hamit Kibaroğlu’na da yer açmak zorunda kaldı. Bunlar, eğitimine finansman sağlama, geçimini temin ve muhafaza etme adına doğru yoldan “sapmalar” olduğu kadar insan Hamit’e ve böylelikle de sanatına şekil veren olgunluk itkileriydi.
Yeteneği başkaları tarafından erken zamanlarda keşfedildi; arkadaş ve öğretmenlerinin çok- kültürlü bir ittifakı, gelişimini refakat ve teşvik

 
ettiler. Ancak, nihayetinde zorlukların üstesinden gelmesini ve hayata sarılmasını bilen, her zaman Hamit Kibaroğlu’nun sarsılmaz yaşama hevesi ve isteği olmuştur. İlk eserlerinde halen Mac Zimmermann, Robin Page, Jürgen Reipka, Erich Koch ve özellikle de Eduardo Paollozzi gibi Güzel Sanatlar Akademisindeki hocalarının imzasının izlerine rastlanıyor olmakla birlikte, zamanın fırtınalarınca sarsılarak olgunlaşan sanatçı, büyük adımlarla ustalarından ayrılmakta ve güncel sanattaki Babil karmaşasında tümüyle kendine ait bir dili erkenden keşfetmektedir.
 
Seksenli yılların ortasından itibaren konu ve malzeme üzerindeki sürekli çalışmanın sonuçları belirgin bir şekilde görülebilmektedir. Eserleri arasından yaptığımız küçük seçimimiz, ilerleme arzusuyla yanan, kendini asla memnun edemeyen ve sürekli yeni ifade tarzları ile kendine özel stile adı adım yaklaşan bir emekçinin izlerini sergilemekteler. En geç doksanlı yıllardan bu yana Hamit Kibaroğlu kamunun takdirine de nail olmaya başladı. Bu şekilde Mimar Barbara Saxinger ile birlikte Münih Belediyesi Cephe Ödülünü aldı, Almanya Federal Cumhuriyetinin siparişi üzerine Fürstenfeldbruck Ucuş Tıbbı Enstitüsü için hazırladığı “Ölüm ve Eros” isimli kurgusu büyük dikkat çekti. Bunun yanı sıra grup sergilerde ve solo sunumlarda gittikçe daha çok boy gösteriyor. WDR kanalı, kendisini, Almanya’daki genç sanatçılara ilişkin bir belgesel kapsamında tanıttı, Türk televizyonunda ise birkaç tanıtımı yayınlandı. Hamit, “saf” sanatsal faaliyetlerinin yanı sıra, başarılı ve aranan bir “uygulamalı” sanatçı olarak da ortaya çıkıyor. Bir otel siparişinin komple donanımına ait bu tuvalet masası örneğin, güncel yaşamda amaç ve estetiği birbiriyle bağdaştırmaya yönelik dur durak bilmeyen arayışının küçücük bir örneğidir.
Durmaksızın bir arayış içerisinde olan Hamit, “Mono Çizim” olarak adlandırdığı ve özellikle de serginin alt bölümdeki salonlarda bazı mükemmel eserleriyle temsil edilen kendine ait bir teknik sayesinde kendini belgelemektedir. Bu teknik, bir kere çizilen bir çizginin tersinemez olmasından dolayı en üst düzeyde bir konsantrasyon ve itinayı

 
gerektirmektedir, bunun bir doğal sonucu olarak
 
da tam olarak kendisi tarafından geliştirilmiştir.  
Şimdi, InterView AG’nin nazik desteği ile gerçekleşen bu küçük eser sergisini gezerken, geldiğinize pişman olmayacağınızdan eminim. (Ve sadece açık büfeden dolayı değil!!) Sizleri, umarım daha uzun bir süre "yolunda seyredecek" olan bir sanatçının iç dünyasına yapacağınız gezintide sürükleyici bir macera bekliyor.
Sizlere, on yedi yıldan beri şahsen tanıdığım ve gelişimini o tarihten bu yana en üst düzey ilgiyle takip ettiğim umut dolu bir ressamı takdim etmekten şahsım adına büyük onur ve mutluluk duyuyorum. Hamit, sanatsal cazibesinin yanı sıra öncelikle sempatik ve yardımsever bir dost olmuştur. Bu ülkede çok kültürlü bir toplumun ne anlama gelebileceğine yönelik ibret verici bir örnektir kendisi. İltica, yabancı düşmanlığı hakkındaki tartışmalar ve savaştan 50 yıl sonra insanlık düşmanı bir geçmişle yüzleşme sonrasında Hamit Kibaroğlu, olumlu dünya bakışı ile ırk, din ve ideolojilerin ötesine geçerek etkinliklerini insanlığın akil dolu hizmetine sunan ibret verici bir enternasyonalist olmuştur.
Bu anlamda Hamit Kibaroğlu sergisini açıyor ve hepimize enteresan ve zevkli bir akşam diliyorum.

 
Michael Herzsprung
Hamit is an artist deeply rooted in two different spheres of culture.Oriental and occidental elements have influenced his life, his thinking and his art. These two worlds cannot always be in harmony with each other. Contradictions and conflicts are inevitable. It was not always easy for Hamit to bridge ­the gap between the two cultures in his life- in his art, however, these tensions between the two influences have often been transformed into a productive and thrilling result. In the beginning of his career he was not only influenced by the neo- surrealist an abstract tendencies of his western teachers but also by the symbolism and realism of
modern Turkish painters. Hamit has been experimenting with various techniques from collage to silk-screen processes, but he is also at home in traditional painting and drawing. Colour means as much as form to him. Up to now Hamit`s whole life has been a walk on the tight rope between the oriental world of dreams, fancy and contemplation and the european world of rational vita activa. ­He has managed not to fall into the dark abyss of fear which is to be felt in some of his paintings and not to lose himself completely in the realm of dreams and fancy, beautifully realized in others.
He has kept his indestructible optimism, natural
cheerfulness,and his realist touch. In some of his pictures he has even managed to express these elements of his character in an astonishing way. Hamit believes in his mission as an artist and is working hard to express his artistic personality in his own style. This is often a painful and a difficult task in a time which knows no longer generally accepted standards of art in which the role of art in the society is very vague. Hamit believes in art, in his art. Life is art to him and art is life.­Dr. Paul Hoser
Sanatçı, &dbquo;Almanya'da 40 Yıl" sloganıyla Almanya Federal Cumhuriyeti dünyasındaki deneyimleriyle yüzleşiyor. Henüz on yaşında bir çocukken, Türkiye'deki yaşam alanından kalkıp, ilk aşamalardaki zorluklar sonrasında kendini kısa zamanda adapte etmeyi ve dahil olmayı başarabildiği tümüyle yeni bir dünyaya gelmiştir kendisi. Deneyimlerine oyunsal bir sembol olarak, her çocuk gibi kendisin de hemen aşina olduğu siyah-kırmızı-altın renklerini temel alıyor. Bunu yaparken de onun için armasal sembol içeriği
değil, kendi deneyimlerine bir çağrışım olarak esas aldığı estetik kombinasyon önem arz etmektedir. Bir zamanlar neo-sürrealizmden yola çıkan sanatçı şimdi geometriye yönelik bir safhaya ulaşmış durumdadır. Mondrian'ın sert geometrik estetiğinin ideal olarak alındığı görülüyor olmakla birlikte, algılanabilir bir düşünme ve hissetme uzayına kesin bir ima ile tasnif edilmektedir. Bu şekilde, aynı Warhol'un keyfi reprodüksiyon karakterine sahip hicvi resimlerinde olduğu gibi, saf soyutsallık sekteye
uğramaktadır. Sanatçının resimlere atfettiği espri, iyimserlik, hareket, serüvenler, arkadaşlıklar, aksilikler, beşeri ilişkiler, güncel deneyimler gibi referanslar, yıkılmaz mizah anlayışını sergilemektedir.
 
Dr.Paul Hoser
Kritik_Reipka002
Kritik_Reipka_kl_001
AZ-Kritik_bearbeitet
Bild